Halil Alp Kalem ve Kelamın asi yolcusu…
Kalem ve Kelamın asi yolcusu…

Aşk kalbin nefesidir / NURAY ŞEN

Aşk kalbin nefesidir. Nefes kokudur, renktir, sestir. Aşkla mayalanır, şiirle şarkıyla demlenir, kıvam alır.
Aşk varsa herşey var. Aşk yoksa çoraktır insan kalbi bir dal menekşe yeşerip açmaz o topraklarda. Hayat şiirsiz, şarkısız, kimsesiz kalır.

Lakin işte aşkın menzili hüzündür çoğunlukla. Aşka bilgelik bahşeden sır. Hüzne batmayan şiir, hüzünle incinmeyen şarkı dokunmaz yüreğe. Öylece geçip gider.
Vuslatsız ayrılıklar derin hasarlar bırakır kalpte. Ecelsiz ölümlerde çıldırır acılar. Bir yere ait olanların, hiç bir yere ait olamadıkları o araf bir isyan fırtınasıdır ki, yakar, boğar insanı.
‚…çocukluğumun lale kokan baharlarına doğru…‘ sımsıcak ekmek kokusu gibi tadı damakta kalan ‚memleket‘ yapışır kalır insanın saçına başına, içine dışına. Ve hasret insanın yakasına bir kere yapıştımı bir daha iflah etmez artık. ‚…ülke nakışlı bir mendile düşer gözyaşları…‘
Halil Alp, ‚…yeşil giyinmiş Varto Ovası, Lale kokan baharıyla…‘ derken, Şerevdin yaylalarına hasretini seriyor önümüze bir sofra gibi. Ne varsa kalbinde sunuyor ikram niyetine. Bu dizelerle ben, nasıl olup da bir kez bile Varto Ovası’nı görmediğime kahırlanıyorum. Rengarenk lalelerin efsunundan bir katrecik olsun kalbimin sırlarına bir hatıra katmadım diye hayıflanıyorum. Oysa kadim arkadaşım Refik Akhan’in gönül sofrasına oturmak isterdim bir hüzünlü Varto akşamında… Kalbimin acılarını lalelerin yüreğine düşürmek, onların hikayelerini dinlemek isterdim tek tek…

Şairin işi aşka aşık olmaktır. Bir büyücü gibi kelimelerin kalbine harf harf dokunmak, ruhuna vakıf olmaktır.
Hayyam’a çırak olmak, Mevlana’nın eşiğinde yatmaktır.
‚…ben söz işçisiyim
can vermektir işim
doğmamış kelimelere…‘ diye anlatıyor Halil aşktan çıktığı şiir yolculuğunu. Her dönemeçte bir başka yara düşüyor yoluna, sarılmamış yaralar…kanayan, kanatan…birbirine benzeyen lakin hiç birinin diğerine benzemediği hikayeler işte. Bize ait.
‚Gabar’da vurulmuş‘ evladının mezarını sulayan Karadenizli anne gibi, ‚1915 tufanında mavi gözlü çocuklarını Murad Suyu’na bırakan‘ anne de, ve ‚…sahte sınırları aşıp, dikenli tellerle kanayan’lar da biziz. Hepimiz hasarlıyız aslında. Mateme müebbet yürekleri sakatlanmış annelerin diyarıdır coğrafyamız.

              Sevgili Halil yüzünü şiire dönüp kelimelere yüklenmiş. Acılara kelam olmuş… Söz işçiliğinin hakkını vermiş bu dizelerle. Aşk hüzüne akar çoğu zaman. Lakin kalpte bıraktığı o tatlı ve acı hasardır şiirin kıvamı, demi, lezzeti… Şairi, şair yapan da acılarla yolculuğudur.
Kim tanırdı Mecnun’u, Leyla olmasaydı?
Leyla ile Mecnun’u kim bilirdi Fuzuli’nin o nakış nakış işlediği Mesnevi’nin büyülü kelimeleri olmasaydı ?
Mem ve Zin’in hikayesini ölümsüzleştiren, Ehmed-î xanî’nin, efsunlu kelimeleriydi.
Şiire, şarkıya aşkla bulaşmış insanlardır hayatımızı katlanılır kılanlar.

              Halil Alp’i kutluyorum ‚Dikenli Tellerle Kanayan‘ armağanı için. Uzun ve çileli yolculuğunda yıldızlar düşsün yoluna, kalbinin bahçesinde yedi iklim dört mevsim çiçekler açsın bin renk bin kokuyla. Ve hepsini şiirlerine katman dileği ile.

Teşekkürler.

Nuray Şen
23.12.2021 / Paris